Cengiz ipek
3 dakika okundu
07 Aug
Panik Atak ve Görünmez Kaygının Bedensel Tepkisi

Günümüzde bazı psikolojik durumlar ne yazık ki modern hayatın bir parçası gibi dillerde dolaşıyor ve bu durum yaşanılan zorlukların gerçek ağırlığını gölgeleyebiliyor. Özellikle Panik Atak ifadesi, hafif bir evhamı olan herkes için gelişigüzel kullanılan bir etiket haline geldi. Halk arasında sıklıkla dile gelse de burada şu ayrımı kesinlikle yapmak gerekir: Bu tür ruhsal durumların değerlendirmesi ancak bir uzman tarafından yapılmalıdır. Bilgi kirliliğinin içinde kaybolmak yerine meselenin aslına inmek, hem kendimizi hem de yakınlarımızı doğru anlamamıza yardımcı olur.

Panik atak, kişide yoğun korku, çaresizlik, ne olduğunu anlayamama ve kalp krizi geçirecekmiş hissi uyandıran çok yoğun kaygı nöbetleridir. Genellikle kişinin hiç beklemediği bir anda ortaya çıkan bu ataklar, ciddi bir fiziksel sorun yaşama ya da o an hayatını kaybetme korkusuyla birleşir. Fiziksel muayenelerde herhangi bir klinik bulguya rastlanmaması, yaşanan dehşeti dindirmeye yetmez. Aksine, bir sonraki atağın ne zaman geleceğini beklemek kaygının daha da artmasına neden olur. Yeni bir atağı bekleme hali, kişiyi farklı branşlarda uzmanlara gitmeye ve defalarca tetkik yaptırmaya sürükler. Tıbbi güvenceler bile bazen yetersiz kalabilir ve kişi yaşadığı bu fırtınanın nedenlerini sadece fiziksel dünyada aramaya devam eder.

Zamanla panik atak kişinin yaşam kalitesini derinden sarsmaya başlar. Evde yalnız kalamama, sokağa çıkmaktan çekinme, yemek ve uyku alışkanlıklarının değişmesi gibi savunma mekanizmaları devreye girer. Bu noktada en büyük zorluklardan biri de çevrenin tutumudur. Yakınları tarafından durumu önemsenmeyen kişi, kendisini iyice çaresiz bir yalnızlığın içinde bulur. İş hayatındaki performans düşüşleri de bu tabloya eklendiğinde durum içinden çıkılması güç bir kısır döngü halini alır. Oysa bu bedensel yanıt, aslında zihnin susturulan bir parçasına aittir.

Panik atağın köklerine baktığımızda, günümüz yaşam koşullarının ağırlığı ve genel kaygı durumunun yoğunluğuyla karşılaşırız. Çoğu zaman kişi derinlerde bir yerlerde büyük bir kaygı taşır ancak bunun farkında değildir. Kaynağı bilinmeyen veya yüzleşilmemiş bu yoğun duygu, bir noktadan sonra bedende patlak verir. Psikanalitik bir pencereden bakarsak, panik atak aslında bir sızıntıdır. Ruhun artık taşıyamadığı ve zihinsel olarak işleyemediği o kaygının bedensel bir tepki olarak dışa vurumudur. Bu nedenle sadece fiziksel bir sorunmuş gibi yaklaşmak asıl nedeni görmemizi engeller.

Bu döngüden çıkmak ve yeniden dengeyi bulmak mümkündür. Panik atak yaşayan kişiler fiziksel bir sorun olduğuna inandıkları için genellikle psikolojik destek almakta geç kalabilirler. Bu sürecin yönetiminde uzman desteği ile ilerlemek, iyileşme sürecinin çok daha kalıcı ve sağlıklı ilerlemesini sağlar. Terapi odası, o bedensel tepkinin ardındaki asıl hikayeyi anlamak ve dindirmek için en güvenli limandır. Eğer siz de benzer bir döngünün içindeyseniz, bu kaygı dalgalarının size ne anlatmak istediğini keşfetmek için bir uzmana danışmaktan çekinmeyin.

Yorumlar
* Bu e-posta internet sitesinde yayınlanmayacaktır.