
Cinselliği bir başarı alanı veya aşılması gereken bir sınav gibi algıladığımızda bedenimiz bu yüksek baskı karşısında bir korunma refleksi geliştirebilir. Performans sergileme telaşı zihnimizin anlık hazları duyumsamasına engel olurken dikkatimizi sadece fiziksel sonuçlara odaklar. Psikanalitik bir pencereden baktığımızda bu tablo bireyin kendisini bir ötekinin gözünden sürekli denetlemesi ve onaylanma ihtiyacıyla yakından ilgilidir. Kişi o anı yaşamak yerine dışarıdan bir gözlemci gibi kendi bedenini ve tepkilerini izlemeye başlar. Bu izleme hali arzunun o kendiliğinden gelen akışını kesintiye uğratır.
Bedenimiz bir makine gibi işlemez. O ruhsal dünyamızın ve o anki duygusal güvenimizin bir yansımasıdır. Eğer zihnimizde sürekli olarak yeterli olacak mıyım veya partnerimi memnun edebilecek miyim gibi sorular yankılanıyorsa sinir sistemimiz uyarılma yerine savunma moduna geçer. Başarma zorunluluğu arttıkça haz geri çekilir. Bu durum zamanla bir kısırdöngüye dönüşerek kişinin cinsel ortamlardan tamamen uzaklaşmasına yol açabilir. Performans kaygısı yaşayan birey için cinsellik artık bir keyif kaynağı değil bir yeterlilik testidir. Bu testten kalma korkusu bedensel tepkilerin doğallığını bozar.
İzmir içerisinde yürüttüğümüz profesyonel çalışmalarda bu baskının altındaki ruhsal katmanları anlamaya ve odağı sonuçtan sürece kaydırmaya gayret ediyoruz. Temel amacımız bireyin kendi bedeniyle barışık beklentilerden arınmış bir yakınlık kurabilmesine eşlik etmektir. Bir uzmanla çalışmak kişinin kendi üzerindeki bu ağır yargıcıyı fark etmesini sağlar. Yargılar azaldıkça bedenin kendi ritmine dönmesi kolaylaşır. Cinsellik bir yarış değil iki insanın birbirini keşfetme yolculuğudur. Bu yolculukta hedefe odaklanmak yolun güzelliğini kaçırmamıza sebep olur.