
Yatak odasında yaşanan tıkanıklıklar her zaman doğrudan fiziksel bir kaynaktan beslenmez. Çoğu zaman gün içinde biriktirilen sessiz öfkeler dile getirilmemiş kırgınlıklar veya karşılanmamış duygusal ihtiyaçlar yatakta kendisine bir ifade alanı bulur. Psikanalitik sistem içerisinde bakıldığında beden zihnin söyleyemediği kelimelerin yükünü üstlenir. Eğer bir ilişkide güç savaşları güven eksikliği veya yoğun bir hayal kırıklığı varsa bu durumun bedensel yakınlığa yansımaması neredeyse imkansızdır. Arzu güvenli ve samimi bir duygusal zemin üzerinde yeşerir.
Partnerler arasındaki duygusal mesafe arttığında fiziksel temas bir yakınlaşmadan ziyade bir yabancılaşma hissine dönüşebilir. İlişkinin genel iklimindeki gerginlikleri anlamlandırmadan sadece bedensel çözümler aramak aradaki gerçek bağı onarmaya yetmez. Bazen bir isteksizlik veya uyarılma güçlüğü aslında partnerine karşı duyulan bir tepkinin bedensel dışavurumu olabilir. Çiftler birbirlerine söyleyemedikleri sözleri bedenleri aracılığıyla bir tür geri çekilme ile ifade ederler. Bu geri çekilme ilişkideki sorunun bir habercisidir.
Çift odaklı çalışmalarımızda bu yansımaların kökenindeki iletişim sorunlarını ve ruhsal dinamikleri anlamaya odaklanıyoruz. Yakınlık önce zihinsel ve duygusal alanda yeniden inşa edilmelidir. Tarafların birbirini gerçekten duyabildiği bir ilişki ikliminde bedensel uyum da kendi doğal dengesini bulma eğilimi gösterir. Çatışmaların sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulması yatak odasındaki gerginliğin de azalmasını sağlar. İlişkiyi bir bütün olarak ele almak her iki tarafın da kendisini değerli ve güvende hissettiği bir alan yaratır. Bu güven ortamı arzunun yeniden uyanması için en gerekli şarttır.